Çalışan Ebeveynin İç Sesi
Sabahları Cemre’ye veda ederken kokusunu içime çekiyorum; bütün gün benimle kalsın diye. Kalmıyor tabii ama,
benim bir yanım hep evde kalıyor.
Çalışmak benim için bir zorunluluk değil; üretmek, fayda sağlamak ve hayata dokunmak. Ama bu, duygusal ağırlığı
ortadan kaldırmıyor. İç ses çoğu zaman aynı cümleleri fısıldıyor:
- Bugün onunla yeterince ilgilenebildim mi?
- Ben yokken nasıldı, ağladı mı?
- Keşke daha az yorgun olsam da onunla daha çok oynayabilsem.
1) Çift Vardiya Gerçekliği
Evet, ofisten sonra evde ikinci bir mesai başlıyor. Üstelik bu mesaiyi şikayet ederek değil, severek yapıyoruz.
Ama gerçek değişmiyor: beden yorulsa da ruh hep tetikte kalıyor.
2) Zihinsel Yük Hafif Değil
Beslenme, uyku, rutin, kıyafet, sağlık, ileride okul… bu liste zihinde sürekli açık bir sekme gibi çalışıyor.
Bu noktada eş, aile ve işyeri kültürü gibi destek sistemleri hayat kurtarıyor.
3) Hasta Bırakıp Gitmek
Bebeği hastayken evden çıkmak, sadece fiziksel bir ayrılık değil. O kapıdan çıkan beden olsa da, akıl ve kalbin
yarısı evde kalıyor. İşe endişelerle gidiliyor.
Babalar da Ebeveyn. Nokta.
Ebeveynlik konuşulurken annelik daha görünür olsa da, babalar da aynı dengeyi kurmaya çalışıyor. Onlar da sabah
evden çıkarken özlem taşıyor, mesaj geldiğinde kaygılanıyor, akşam gerçekten eşlik etmeye çalışıyor.
Bu hikayede herkesin yeri var. Biri diğerinden daha az ya da daha çok değil. İyi ebeveynlik; sorumluluk kadar
duyguya, emeğe ve görünmeye dair bir yolculuk.